Kısa film için kısa yollar

Shortcuts for short movie :)

Kısa Film, tüm dünyada olduğu gibi, artık ülkemizde de yükselen trendler arasında. Elbette çok köklü bir geçmişe sahip değil. Kısa film sektörü olan ülkelerdeki kadar yol aldığımız söylenemez. Ama özellikle son 10 yıl içinde bu alanda yapılan üretimler, verilen eğitimler ve alana kaydırılan destekler ile bir ivme kazanıldığı da ortadadır.
Bu köşede, bu haftadan itibaren ‘Kısa Film’ için bir kapı aralamayı planlıyorum. Kısa filmin tanımından çekim aşamalarına, sektörden yarışmalara kadar pek çok konuya değinmeye çalışacağız.
Bu noktada yazıya çoğu kimsenin merak ettiği bir soru ile başlamak sanırım uygun olacak.
KISA FİLM NEDİR?
Kısa Film, herkesin üzerinde fikir birliği yaptığı bir tanıma sahip bulunmuyor. Kısa Film için yapılan pek çok tanım arasında “Uzun metrajın anasıdır” gibi iddialı cümleler de kurulmuştur. Süre olarak 10 saniyeden başlayan ve genel kabul üzerine 25-30 dakikaya kadar çıkan süreler içerisinde belli bir anlatım dili yakalamış filmlere kısa film demek mümkündür.
UZUN METRAJ İLE FARKI NEDİR?
Uzun metrajda, gişe rakamı baskısı, beklentiler, alışkanlıklar, kalıplar, büyük ekipler, ticari ilişkiler gibi unsurlar bulunuyor ve dolayısıyla  çok daha kompleks oluyor. Kısa filmde ise en azından ülkemizde bu gibi baskılar minimum seviyede. Bu sayede insana geniş bir özgürlük alanı sunuyor. Üretkenliğe daha fazla olanak sağlıyor. Tüm bunların yanında, bu alanda uğraşmak isteyenlerin önünde de ciddi maddi imkansızlıklar bulunduğunu unutmamak gerek.
Kısa filmin sınırlı bir alanda kalması, gelişimini sağlayacak ciddi çalışmaların ve kısa filmcilere destek sunabilecek kurumların olmayışına bağlanabilir. Bu eksikliklerin giderilmesi yönünde yapılacak en önemli katkı da; mükemmeli beklemeden, onlara imkan sağlamaktan geçiyor. Son yıllarda artan bakanlık desteği, atölye çalışmaları, kısa film festival ve yarışmaları ile kısa film konulu web ve forum sayfaları dikkatlerden kaçmıyor. Bu da doğal olarak üretimi tetikliyor. Bundan 10 yıl öncesine kadar yapılan bir yarışmaya gelen kısa film sayısı 50 yi zor geçiyor iken, bugün yapılan ve tanıtımı başarılı geçen bir yarışmaya 200 ile 450 arasında filmin katıldığını görüyoruz. Elbette bunun çok farklı nedenleri var. Bunları şu şekilde sıralamak da mümkün.
1- Üniversitelerde yer alan sinema bölümlerinin çoğalması. 2- Dışarıdan ders veren akademi ve atölye çalışmalarının çoğalması 3- Teşvik edici yarışma ve ödüllerin çoğalması. 4- İnternet sayesinde tüm ülke ve dünya üzerinde konu ile ilgilenen insanların birbirlerine daha çabuk ulaşarak grup çalışmaları yapmaları 5- TRT ve Kültür Bakanlığı’nın konu ile ilgili destek çalışmaları 6- Son olarak elbette, teknik ekipman konusunda eskiye oranla artan teknoloji sayesinde eksikliklerin giderilmesi.
Günümüzde özellikle youtube benzeri video paylaşım sitelerinin çoğalması ve rağbet görmesi de insanları bu alanda üretime teşvik ediyor. Bu ortamlardan birşeyler izleyen ve benzer birşeyleri ben de yapabilirim diyen herkes kameraya sarılıyor. Bu da beraberinde, diğer sanat dallarında olan klasik tartışmaları tekrar gündeme getiriyor.

HER ÇEKİLEN GÖRÜNTÜ BİR KISA FİLM MİDİR?
Bu sorunun da aslında üzerinde tam olarak fikir birliğine varılabilecek bir cevabı bulunmamaktadır. Örneğin Hollywood’a kısa film yönetmenliği ile başlayan yolculuğunun sonunda kendisine ciddi bir kariyer sağlayan ünlü yönetmen Robert Rodriguez, “Yönetmen olmak mı istiyorsunuz?” diye sorduğu soruya “Evet” cevabını veren sınıfa şunu söylüyor. “Hayır, olmak istemiyorsunuz, çünkü sizler birer yönetmensiniz. Elinizde kameranız ve anlatacak güzel bir hikayeniz varsa çalışmaya başlayın. Siz artık bir yönetmensiniz.” O konuya böyle yaklaşırken, özellikle Avrupa sinemasında bu olay çok daha ciddiye alınmakta. Kısa film ile ilgili olarak ciddi okullar ve akademiler çok seçici davranmakta ve az sayıda öğrenciyi kabul ederek bu öğrencileri, en baştan, sanat tarihinden başlayan eğitimler ile birer tarz sahibi yapmaya çabalamaktadırlar. Dolayısı ile de kısa film ile ilgilenmek isteyen ve daha başlangıç noktasında olan kimseler de bu iki görüşten birisini kendisine rehber olarak almak ve yolculuğuna o yönde devam etmek zorunda kalıyorlar.

KISA FİLMİN YOLCULUĞUNUN SONU HER ZAMAN YÖNETMENLİK MİDİR?
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de kariyer yapmış pek çok ismin sinemaya kısa film çalışmaları ile başladığını biliyoruz. Bunlardan ilk akla gelenleri Nuri Bilge Ceylan, Fatih Akın ve Oğuzhan Tercan. Son yıllarda birbirinden başarılı işlere imza atan bu yönetmenlere başkaca da isimler eklemek mümkün. Mesela “Babam ve Oğlum” filmi ile tüm dikkatleri üzerine çeken Çağan Irmak’ın “Bana Old and Wise’ı Çal” isimli kısa filmi ile yurtdışında ödül kazanarak uzun metrajlı filmlere geçiş yaptığını kısacıların çoğu bilir. Bu, şu demek de değildir. Her kısa film yönetmeni bir gün ünlü bir yönetmen olamayacaktır. Her alanda olduğu gibi bu alanda da pek çok kimse yola çıkacak ama az sayıda kimse bu zorlu yolculuğu tamamlayacaktır. Bir de unutulmaması gereken şöyle bir durum var. Yurtdışında, özellikle Avrupa ve uzakdoğuda kısa film de bir sektördür. Yani orada bu sektörde faliyet gösteren, çalışmalar yapan pek çok yönetmen halinden memnundur. Bir an evvel uzun mertaj bir film çekmek için bir şans peşinde değildir. Hatta çoğu, istese uzun metraj bir film çekebilecek imkanlara bile sahiptirler. Ama onlar özellikle kısa filmden yana tercihlerini kullanmakta ve bu alanda üretim yapmayı zevkle sürdürmektedirler. Ülkemizde, bu anlamda oluşmuş bir kısa film sektöründen bahsedemeyiz henüz. Düşünün ki bu bahsettiğimiz ülkelerde kısa filmden para kazanılabilmektedir. Değişik ülkelerde düzenlenen belirli tarihlerde değişik fuar ve festivallerde, kısa filmciler ve kısa film yapımcıları biraraya gelmekte ve yüklü miktarlarda alımlar yapılmakta, yayın hakları satımları gerçekleşmektedir. Türkiye’de “Film Marketing” anlamında en ciddi gelişme de kuşkusuz Altın Portakal Film Festivali ile aynı haftada yine Antalya’da düzenlenmeye başlayan bu etkinliktir. Fakat bu konuda da sürekliliğin sağlanıp sağlanamayacağı hala bir soru işareti olarak durmaktadır.

ÖNÜMÜZDEKİ AY: Kısa film çekmek zor mudur? Bir kısa filmin aşamaları nelerdir?

Kısa filme giden en kısa yol – I

Kısa Film, tüm dünyada olduğu gibi, artık ülkemizde de yükselen trendler arasında. Elbette çok köklü bir geçmişe sahip değil. Kısa film sektörü olan ülkelerdeki kadar yol aldığımız söylenemez. Ama özellikle son 10 yıl içinde bu alanda yapılan üretimler, verilen eğitimler ve alana kaydırılan destekler ile bir ivme kazanıldığı da ortadadır.

Bu köşede, bu haftadan itibaren ‘Kısa Film’ için bir kapı aralamayı planlıyorum. Kısa filmin tanımından çekim aşamalarına, sektörden yarışmalara kadar pek çok konuya değinmeye çalışacağız.
Bu noktada yazıya çoğu kimsenin merak ettiği bir soru ile başlamak sanırım uygun olacak.

KISA FİLM NEDİR?

Kısa Film, herkesin üzerinde fikir birliği yaptığı bir tanıma sahip bulunmuyor. Kısa Film için yapılan pek çok tanım arasında “Uzun metrajın anasıdır” gibi iddialı cümleler de kurulmuştur. Süre olarak 10 saniyeden başlayan ve genel kabul üzerine 25-30 dakikaya kadar çıkan süreler içerisinde belli bir anlatım dili yakalamış filmlere kısa film demek mümkündür.

UZUN METRAJ İLE FARKI NEDİR?

Uzun metrajda, gişe rakamı baskısı, beklentiler, alışkanlıklar, kalıplar, büyük ekipler, ticari ilişkiler gibi unsurlar bulunuyor ve dolayısıyla  çok daha kompleks oluyor. Kısa filmde ise en azından ülkemizde bu gibi baskılar minimum seviyede. Bu sayede insana geniş bir özgürlük alanı sunuyor. Üretkenliğe daha fazla olanak sağlıyor. Tüm bunların yanında, bu alanda uğraşmak isteyenlerin önünde de ciddi maddi imkansızlıklar bulunduğunu unutmamak gerek.

Kısa filmin sınırlı bir alanda kalması, gelişimini sağlayacak ciddi çalışmaların ve kısa filmcilere destek sunabilecek kurumların olmayışına bağlanabilir. Bu eksikliklerin giderilmesi yönünde yapılacak en önemli katkı da; mükemmeli beklemeden, onlara imkan sağlamaktan geçiyor. Son yıllarda artan bakanlık desteği, atölye çalışmaları, kısa film festival ve yarışmaları ile kısa film konulu web ve forum sayfaları dikkatlerden kaçmıyor. Bu da doğal olarak üretimi tetikliyor. Bundan 10 yıl öncesine kadar yapılan bir yarışmaya gelen kısa film sayısı 50 yi zor geçiyor iken, bugün yapılan ve tanıtımı başarılı geçen bir yarışmaya 200 ile 450 arasında filmin katıldığını görüyoruz. Elbette bunun çok farklı nedenleri var. Bunları şu şekilde sıralamak da mümkün.

1- Üniversitelerde yer alan sinema bölümlerinin çoğalması. 2- Dışarıdan ders veren akademi ve atölye çalışmalarının çoğalması 3- Teşvik edici yarışma ve ödüllerin çoğalması. 4- İnternet sayesinde tüm ülke ve dünya üzerinde konu ile ilgilenen insanların birbirlerine daha çabuk ulaşarak grup çalışmaları yapmaları 5- TRT ve Kültür Bakanlığı’nın konu ile ilgili destek çalışmaları 6- Son olarak elbette, teknik ekipman konusunda eskiye oranla artan teknoloji sayesinde eksikliklerin giderilmesi.
Günümüzde özellikle youtube benzeri video paylaşım sitelerinin çoğalması ve rağbet görmesi de insanları bu alanda üretime teşvik ediyor. Bu ortamlardan birşeyler izleyen ve benzer birşeyleri ben de yapabilirim diyen herkes kameraya sarılıyor. Bu da beraberinde, diğer sanat dallarında olan klasik tartışmaları tekrar gündeme getiriyor.

HER ÇEKİLEN GÖRÜNTÜ BİR KISA FİLM MİDİR?

Bu sorunun da aslında üzerinde tam olarak fikir birliğine varılabilecek bir cevabı bulunmamaktadır. Örneğin Hollywood’a kısa film yönetmenliği ile başlayan yolculuğunun sonunda kendisine ciddi bir kariyer sağlayan ünlü yönetmen Robert Rodriguez, “Yönetmen olmak mı istiyorsunuz?” diye sorduğu soruya “Evet” cevabını veren sınıfa şunu söylüyor. “Hayır, olmak istemiyorsunuz, çünkü sizler birer yönetmensiniz. Elinizde kameranız ve anlatacak güzel bir hikayeniz varsa çalışmaya başlayın. Siz artık bir yönetmensiniz.” O konuya böyle yaklaşırken, özellikle Avrupa sinemasında bu olay çok daha ciddiye alınmakta. Kısa film ile ilgili olarak ciddi okullar ve akademiler çok seçici davranmakta ve az sayıda öğrenciyi kabul ederek bu öğrencileri, en baştan, sanat tarihinden başlayan eğitimler ile birer tarz sahibi yapmaya çabalamaktadırlar. Dolayısı ile de kısa film ile ilgilenmek isteyen ve daha başlangıç noktasında olan kimseler de bu iki görüşten birisini kendisine rehber olarak almak ve yolculuğuna o yönde devam etmek zorunda kalıyorlar.

KISA FİLMİN YOLCULUĞUNUN SONU HER ZAMAN YÖNETMENLİK MİDİR?

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de kariyer yapmış pek çok ismin sinemaya kısa film çalışmaları ile başladığını biliyoruz. Bunlardan ilk akla gelenleri Nuri Bilge Ceylan, Fatih Akın ve Oğuzhan Tercan. Son yıllarda birbirinden başarılı işlere imza atan bu yönetmenlere başkaca da isimler eklemek mümkün. Mesela “Babam ve Oğlum” filmi ile tüm dikkatleri üzerine çeken Çağan Irmak’ın “Bana Old and Wise’ı Çal” isimli kısa filmi ile yurtdışında ödül kazanarak uzun metrajlı filmlere geçiş yaptığını kısacıların çoğu bilir. Bu, şu demek de değildir. Her kısa film yönetmeni bir gün ünlü bir yönetmen olamayacaktır. Her alanda olduğu gibi bu alanda da pek çok kimse yola çıkacak ama az sayıda kimse bu zorlu yolculuğu tamamlayacaktır. Bir de unutulmaması gereken şöyle bir durum var. Yurtdışında, özellikle Avrupa ve uzakdoğuda kısa film de bir sektördür. Yani orada bu sektörde faliyet gösteren, çalışmalar yapan pek çok yönetmen halinden memnundur. Bir an evvel uzun mertaj bir film çekmek için bir şans peşinde değildir. Hatta çoğu, istese uzun metraj bir film çekebilecek imkanlara bile sahiptirler. Ama onlar özellikle kısa filmden yana tercihlerini kullanmakta ve bu alanda üretim yapmayı zevkle sürdürmektedirler. Ülkemizde, bu anlamda oluşmuş bir kısa film sektöründen bahsedemeyiz henüz. Düşünün ki bu bahsettiğimiz ülkelerde kısa filmden para kazanılabilmektedir. Değişik ülkelerde düzenlenen belirli tarihlerde değişik fuar ve festivallerde, kısa filmciler ve kısa film yapımcıları biraraya gelmekte ve yüklü miktarlarda alımlar yapılmakta, yayın hakları satımları gerçekleşmektedir. Türkiye’de “Film Marketing” anlamında en ciddi gelişme de kuşkusuz Altın Portakal Film Festivali ile aynı haftada yine Antalya’da düzenlenmeye başlayan bu etkinliktir. Fakat bu konuda da sürekliliğin sağlanıp sağlanamayacağı hala bir soru işareti olarak durmaktadır.
ÖNÜMÜZDEKİ AY: Kısa film çekmek zor mudur? Bir kısa filmin aşamaları nelerdir?

Leave a Comment


Sallama yazılar sitesi SALLAPATİ, kültür sanat edebiyat ve hatta ya da belki felsefe.