Archive for Sinema

KISA FİLME GİDEN EN KISA YOL

KISA FİLME GİDEN EN KISA YOL – 2  (Filme Başlamadan)

Sinetuval köşemizde geçen ay itibariyle “Kısa Film” dosyasını aralamış, tanımı hakkındaki görüşler başta olmak üzere kısa filme genel bir bakış ile giriş yapmıştık. Bu ay, kısa film çekmenin aşamalarından bahsedeceğimizi de yine o yazımızda belirtmiştik. Elbette kısa filmin hangi aşamaları olduğunu sıralayacağız. Ama ondan önce şu önemli noktaya değinmekte fayda görüyorum.

Atölye Çalışmasına Katılmanın Önemi

Aslında burada en son söylenecek şeyi en başta söylemenin doğru olacağı kanaatindeyim. Daha önce hiçbir film tecrübeniz yoksa, en azından bir projede baştan sona kadar pratik yapabileceğiniz bir kursa katılmalısınız. Bu bir atölye çalışması da olabilir.

Son yıllarda özellikle büyük şehirlerde bu tür atölye çalışmalarına ulaşmak çok zor değil. 1 aylık olanından 4 aylık olanına hatta 1 yıllık olanına kadar değişik sürelerde kurslar bulmak mümkün. Ama burada ısrarla üzerinde duracağım konu şudur ki; bir projenin içinde tüm aşamalarında yeralacak şekilde bulunmalı, her anında yeralmalısınız. Yani yüzmeyi öğrenmek için suya girmelisiniz. Anlatılanları kuramsal olarak anlamak ve bunları defterlerinize eksiksiz olarak not almak yeterli olmayacaktır. Çünkü bu tecrübeler edinilmeden çıkılan yollarda çok zorlanıldığı, motivasyon kaybına ve başarısızlığa uğrandığı sık karşılaşılan bir sorun olarak karşımıza çıkmakta.

Neden öncelikli olarak ısrarla bir kurstan bahsediyorum? Çünkü bu alanda ne kadar yetenekli olduğunuzu düşünseniz de (hatta gerçekten yetenekli de olsanız ) bazı temel noktaları öğrenmeden bu işi yapamazsınız. Burada bahis açtığım en temel noktalara örnek olarak kamera bilgisini, ışık bilgisini, ses bilgisini, çekim kurallarını-tekniklerini, anlatım tekniği oluşturmayı ve montajı sayabiliriz. Bu konuları yazının ilerleyen kısımlarında açmaya çalışacağız. Zaten kendinizde olduğuna inandığınız o yeteneğe gerçekten sahipseniz, o yetenek işte bu tarz bir eğitim veya kurs sonrasında ortaya çıkacaktır. Öğrendiklerin sonrasında kendi tarzını oluşturmak ve bu sınırsız alanda istediğiniz gibi at koşturmak mümkündür ve bu tamamen sizin yeteneğinize ve çalışmanıza bağlıdır.

Kısa film çekmenin aşamalarına geçmeden önce, ilk olarak yukarıda bahsettiğimiz temel noktalardan bahsetmek lazım. Bu noktaların özelliği, sinemanın alfabesi niteliğinde olmasıdır. Biliriz ki; alfabeyi öğrenmeden okuyup yazamayız. Hatta aynı örnekten hareketle nasıl ki alfabe bir sefer öğreniliyor ve artık hep kullanılıyorsa, aşağıda sıralayacağımız başlıklar da sadece bir sefer öğrenilmesi ama sonradan geliştirilmesi durumunda hep kullanacağınız bilgilerdir.

Kameraların Teknik Özellikleri: Bir film için en temel ekipman kameradır. Kamerayı önce temel nitelikleri ile tanımak, sonra da çeşitlerini öğrenmek lazımdır. Çünkü film çekiminde hangi kamerayı kullanacağına bu şekilde karar verir ve o kameranın sana ne imkanlar sağlayabileceğini ancak bu şekilde bilebilirsin. Yeni başlayanların video kamera kullanmaları kaçınılmazdır. Çünkü profesyönel negatif kullanımı dediğimiz 35mm makaralar hem maliyet olarak çok yüksek hem de apayrı bir eğitim ve tecrübe gerektirmektedir. Sonuçta kamerayı tanımak ve kameraya hakim olmak son derece önemlidir.

Işık ve Aydınlatma Özellikleri: Fotoğrafçılıkta olduğu gibi kamera kaydında da ışık son derece önemlidir. Doğru ışık kullanımı bilinmediği ve uygulanamadığı zaman görsel estetik sağlanamayacağı gibi, açık havada çekim yapmaya mecbur kalır, kapalı mekan ve gece çekimlerinde kelimenin tam anlamıyla çuvallarsınız. Çünkü kameranın kaydı, ışık olarak gözümüzün gördüğünün aynısı değildir. Işık ile anlatıma boyut katmak da mümkündür. Fakat bu sonraki aşamalarda ve profesyönel çalışmalarda ulaşılacak bir seviyedir. Öncelikli olarak temel gereksinimleri karşılayacak derecede ışık bilgisine sahip olmak gerekmektedir.

Ses ve Seslendirme Teknikleri: Filmi çekerken ses ile ilgili olarak iki şansınız vardır. Ya filmi sesli çekersiniz ya da sonradan stüdyoda seslendirme yaparsınız. Filmi video kamera ile çekiyorsanız sesli olarak çekmek için de iki seçeneğiniz vardır. Ya ortam sesi ile (kameranın ses alma özelliği ile ) çekersiniz ki bu tavsiye edilmez, ya da ayrı bir ekipmanla sesleri çekim esnasında kaydedersiniz. Sesi profesyönel olarak çekim esnasında özel ekipmanlarla kaydetmek, işi hızlandırmak ve sonradan ses için stüdyoya girmemek adına tercih edilen bir yöntemdir. Ama stüdyoya girecekseniz bu kez de seslendirme tekniklerini ve düblajı kullanmanız gerekecektir.

Kamera Hareketleri ve Çekim Planları: Kamera hareketleri ve çekim planları da anlatım ve montaj için son derece önemlidir. Tam olarak olmasa da buna film dilinin grameri de denilebilir. Tüm filmi genel plan olarak çekemeyeceğiniz için sinemada tercih edilen planları ve kamera hareketlerini öğrenmek ve kullanmak durumundasınız. Doğru hareket ve açılarla çekimleri gerçekleştirmezseniz kaydettiğiniz görüntüleri montajda bağlayamazsınız. Bağlasanız da izleyici ondan birşey anlamaz ve bir anlatım dili yakalayamazsınız. Bu da tüm emeklerin boşa gitmesi anlamına gelir.
Gözü Korkanlara Reçete: Ekip Çalışması

Yukarıda anlattığımız maddelerin herbirisi başlıbaşına bir meslektir aynı zamanda. Işıkçılık, sesçilik, görüntü yönetmenliği vb. gibi. Bu noktada şu önemli detaya değinerek devam etmek uygun olur. Tüm bu anlatılanlardan gözünüz korkmuş olabilir. En başta bahsettiğimiz şekilde bir kursta veya atölye çalışmasında, yukarıda anlatılanları ilk etapta size yetecek kadar hızlıca öğretirler. Yani ortada korkulacak bir durum yok.

Burada unutulmaması gereken en önemli nokta ekip çalışmasıdır. Herşeyi kendiniz yapacaksınız diye birşey yok. Işık konusunda, ses konusunda ve kamera konusunda o alanlarda daha tecrübeli isimlerle bir ekip kurabilirsiniz. Unutmayın ki özellikle kısa film dünyasında birşeyler başarmak istiyorsanız sadece yönetmen olmak yeterli değildir. Başarılı bir organizasyon yeteneğinizin de olması gerekmektedir. Çünkü aynı zamanda filmin yapımcısı da olmanız gerekecektir. İşin içine girdiğiniz zaman, tüm süreci iyi ve başarılı yönetebilmenin, en az çektiğiniz filmi yönetmek kadar zor olduğunu farkedeceksiniz. Ve unutmayın ki sinema yapmanın en iyi antrenmanı bol bol kısa film çekmektir. Her seferinde daha iyi olduğunuzu görmek ve eksiklerinizi tamamlayarak kendinizi bu şekilde geliştirmektir.

Yazımızın başında her ne kadar bir kısa filmin çekim aşamalarından bahsedeceğiz desek de malesef o noktaya henüz gelmiş bulunuyoruz. Ama bu konuda tecrübelerime dayanarak, değindiğimiz noktaların en baştan bilinmesinde büyük fayda görüyorum. Tüm bu temel konuları bilmeden hevesle film yapmak isteyenlerin en büyük yanlışı, kafalarındaki hikayeyi ellerine bir kamera alarak çekebileceklerini düşünmeleridir. Elbette kısa film yapmak o kadar zor değildir, ama bu kadar kolay birşey de değildir.

Geldiğimiz bu noktada bir kısa film yapmanın aşamalarını sadece madde olarak sıralamayı ve önümüzdeki ay bu maddeleri açmayı düşünüyorum.

Kısa Filmin Aşamaları: 1- Konun seçimi 2- Senaryo yazımı 3- Bütçenin hesaplanması ve ortaya konması  4-Çekim formatına ve kullanılacak kameraya karar verilmesi  5-Oyuncu ve mekan belirlemeleri ile diğer çekim gereçlerinin hazır edilmesi  6- Çekim  7- Müzik-Kurgu (montaj) -Dublaj

Leave a Comment

Kısa film için kısa yollar

Shortcuts for short movie :)

Kısa Film, tüm dünyada olduğu gibi, artık ülkemizde de yükselen trendler arasında. Elbette çok köklü bir geçmişe sahip değil. Kısa film sektörü olan ülkelerdeki kadar yol aldığımız söylenemez. Ama özellikle son 10 yıl içinde bu alanda yapılan üretimler, verilen eğitimler ve alana kaydırılan destekler ile bir ivme kazanıldığı da ortadadır.
Bu köşede, bu haftadan itibaren ‘Kısa Film’ için bir kapı aralamayı planlıyorum. Kısa filmin tanımından çekim aşamalarına, sektörden yarışmalara kadar pek çok konuya değinmeye çalışacağız.
Bu noktada yazıya çoğu kimsenin merak ettiği bir soru ile başlamak sanırım uygun olacak.
KISA FİLM NEDİR?
Kısa Film, herkesin üzerinde fikir birliği yaptığı bir tanıma sahip bulunmuyor. Kısa Film için yapılan pek çok tanım arasında “Uzun metrajın anasıdır” gibi iddialı cümleler de kurulmuştur. Süre olarak 10 saniyeden başlayan ve genel kabul üzerine 25-30 dakikaya kadar çıkan süreler içerisinde belli bir anlatım dili yakalamış filmlere kısa film demek mümkündür.
UZUN METRAJ İLE FARKI NEDİR?
Uzun metrajda, gişe rakamı baskısı, beklentiler, alışkanlıklar, kalıplar, büyük ekipler, ticari ilişkiler gibi unsurlar bulunuyor ve dolayısıyla  çok daha kompleks oluyor. Kısa filmde ise en azından ülkemizde bu gibi baskılar minimum seviyede. Bu sayede insana geniş bir özgürlük alanı sunuyor. Üretkenliğe daha fazla olanak sağlıyor. Tüm bunların yanında, bu alanda uğraşmak isteyenlerin önünde de ciddi maddi imkansızlıklar bulunduğunu unutmamak gerek.
Kısa filmin sınırlı bir alanda kalması, gelişimini sağlayacak ciddi çalışmaların ve kısa filmcilere destek sunabilecek kurumların olmayışına bağlanabilir. Bu eksikliklerin giderilmesi yönünde yapılacak en önemli katkı da; mükemmeli beklemeden, onlara imkan sağlamaktan geçiyor. Son yıllarda artan bakanlık desteği, atölye çalışmaları, kısa film festival ve yarışmaları ile kısa film konulu web ve forum sayfaları dikkatlerden kaçmıyor. Bu da doğal olarak üretimi tetikliyor. Bundan 10 yıl öncesine kadar yapılan bir yarışmaya gelen kısa film sayısı 50 yi zor geçiyor iken, bugün yapılan ve tanıtımı başarılı geçen bir yarışmaya 200 ile 450 arasında filmin katıldığını görüyoruz. Elbette bunun çok farklı nedenleri var. Bunları şu şekilde sıralamak da mümkün.
1- Üniversitelerde yer alan sinema bölümlerinin çoğalması. 2- Dışarıdan ders veren akademi ve atölye çalışmalarının çoğalması 3- Teşvik edici yarışma ve ödüllerin çoğalması. 4- İnternet sayesinde tüm ülke ve dünya üzerinde konu ile ilgilenen insanların birbirlerine daha çabuk ulaşarak grup çalışmaları yapmaları 5- TRT ve Kültür Bakanlığı’nın konu ile ilgili destek çalışmaları 6- Son olarak elbette, teknik ekipman konusunda eskiye oranla artan teknoloji sayesinde eksikliklerin giderilmesi.
Günümüzde özellikle youtube benzeri video paylaşım sitelerinin çoğalması ve rağbet görmesi de insanları bu alanda üretime teşvik ediyor. Bu ortamlardan birşeyler izleyen ve benzer birşeyleri ben de yapabilirim diyen herkes kameraya sarılıyor. Bu da beraberinde, diğer sanat dallarında olan klasik tartışmaları tekrar gündeme getiriyor.

HER ÇEKİLEN GÖRÜNTÜ BİR KISA FİLM MİDİR?
Bu sorunun da aslında üzerinde tam olarak fikir birliğine varılabilecek bir cevabı bulunmamaktadır. Örneğin Hollywood’a kısa film yönetmenliği ile başlayan yolculuğunun sonunda kendisine ciddi bir kariyer sağlayan ünlü yönetmen Robert Rodriguez, “Yönetmen olmak mı istiyorsunuz?” diye sorduğu soruya “Evet” cevabını veren sınıfa şunu söylüyor. “Hayır, olmak istemiyorsunuz, çünkü sizler birer yönetmensiniz. Elinizde kameranız ve anlatacak güzel bir hikayeniz varsa çalışmaya başlayın. Siz artık bir yönetmensiniz.” O konuya böyle yaklaşırken, özellikle Avrupa sinemasında bu olay çok daha ciddiye alınmakta. Kısa film ile ilgili olarak ciddi okullar ve akademiler çok seçici davranmakta ve az sayıda öğrenciyi kabul ederek bu öğrencileri, en baştan, sanat tarihinden başlayan eğitimler ile birer tarz sahibi yapmaya çabalamaktadırlar. Dolayısı ile de kısa film ile ilgilenmek isteyen ve daha başlangıç noktasında olan kimseler de bu iki görüşten birisini kendisine rehber olarak almak ve yolculuğuna o yönde devam etmek zorunda kalıyorlar.

KISA FİLMİN YOLCULUĞUNUN SONU HER ZAMAN YÖNETMENLİK MİDİR?
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de kariyer yapmış pek çok ismin sinemaya kısa film çalışmaları ile başladığını biliyoruz. Bunlardan ilk akla gelenleri Nuri Bilge Ceylan, Fatih Akın ve Oğuzhan Tercan. Son yıllarda birbirinden başarılı işlere imza atan bu yönetmenlere başkaca da isimler eklemek mümkün. Mesela “Babam ve Oğlum” filmi ile tüm dikkatleri üzerine çeken Çağan Irmak’ın “Bana Old and Wise’ı Çal” isimli kısa filmi ile yurtdışında ödül kazanarak uzun metrajlı filmlere geçiş yaptığını kısacıların çoğu bilir. Bu, şu demek de değildir. Her kısa film yönetmeni bir gün ünlü bir yönetmen olamayacaktır. Her alanda olduğu gibi bu alanda da pek çok kimse yola çıkacak ama az sayıda kimse bu zorlu yolculuğu tamamlayacaktır. Bir de unutulmaması gereken şöyle bir durum var. Yurtdışında, özellikle Avrupa ve uzakdoğuda kısa film de bir sektördür. Yani orada bu sektörde faliyet gösteren, çalışmalar yapan pek çok yönetmen halinden memnundur. Bir an evvel uzun mertaj bir film çekmek için bir şans peşinde değildir. Hatta çoğu, istese uzun metraj bir film çekebilecek imkanlara bile sahiptirler. Ama onlar özellikle kısa filmden yana tercihlerini kullanmakta ve bu alanda üretim yapmayı zevkle sürdürmektedirler. Ülkemizde, bu anlamda oluşmuş bir kısa film sektöründen bahsedemeyiz henüz. Düşünün ki bu bahsettiğimiz ülkelerde kısa filmden para kazanılabilmektedir. Değişik ülkelerde düzenlenen belirli tarihlerde değişik fuar ve festivallerde, kısa filmciler ve kısa film yapımcıları biraraya gelmekte ve yüklü miktarlarda alımlar yapılmakta, yayın hakları satımları gerçekleşmektedir. Türkiye’de “Film Marketing” anlamında en ciddi gelişme de kuşkusuz Altın Portakal Film Festivali ile aynı haftada yine Antalya’da düzenlenmeye başlayan bu etkinliktir. Fakat bu konuda da sürekliliğin sağlanıp sağlanamayacağı hala bir soru işareti olarak durmaktadır.

ÖNÜMÜZDEKİ AY: Kısa film çekmek zor mudur? Bir kısa filmin aşamaları nelerdir?

Kısa filme giden en kısa yol – I

Kısa Film, tüm dünyada olduğu gibi, artık ülkemizde de yükselen trendler arasında. Elbette çok köklü bir geçmişe sahip değil. Kısa film sektörü olan ülkelerdeki kadar yol aldığımız söylenemez. Ama özellikle son 10 yıl içinde bu alanda yapılan üretimler, verilen eğitimler ve alana kaydırılan destekler ile bir ivme kazanıldığı da ortadadır.

Bu köşede, bu haftadan itibaren ‘Kısa Film’ için bir kapı aralamayı planlıyorum. Kısa filmin tanımından çekim aşamalarına, sektörden yarışmalara kadar pek çok konuya değinmeye çalışacağız.
Bu noktada yazıya çoğu kimsenin merak ettiği bir soru ile başlamak sanırım uygun olacak.

KISA FİLM NEDİR?

Kısa Film, herkesin üzerinde fikir birliği yaptığı bir tanıma sahip bulunmuyor. Kısa Film için yapılan pek çok tanım arasında “Uzun metrajın anasıdır” gibi iddialı cümleler de kurulmuştur. Süre olarak 10 saniyeden başlayan ve genel kabul üzerine 25-30 dakikaya kadar çıkan süreler içerisinde belli bir anlatım dili yakalamış filmlere kısa film demek mümkündür.

UZUN METRAJ İLE FARKI NEDİR?

Uzun metrajda, gişe rakamı baskısı, beklentiler, alışkanlıklar, kalıplar, büyük ekipler, ticari ilişkiler gibi unsurlar bulunuyor ve dolayısıyla  çok daha kompleks oluyor. Kısa filmde ise en azından ülkemizde bu gibi baskılar minimum seviyede. Bu sayede insana geniş bir özgürlük alanı sunuyor. Üretkenliğe daha fazla olanak sağlıyor. Tüm bunların yanında, bu alanda uğraşmak isteyenlerin önünde de ciddi maddi imkansızlıklar bulunduğunu unutmamak gerek.

Kısa filmin sınırlı bir alanda kalması, gelişimini sağlayacak ciddi çalışmaların ve kısa filmcilere destek sunabilecek kurumların olmayışına bağlanabilir. Bu eksikliklerin giderilmesi yönünde yapılacak en önemli katkı da; mükemmeli beklemeden, onlara imkan sağlamaktan geçiyor. Son yıllarda artan bakanlık desteği, atölye çalışmaları, kısa film festival ve yarışmaları ile kısa film konulu web ve forum sayfaları dikkatlerden kaçmıyor. Bu da doğal olarak üretimi tetikliyor. Bundan 10 yıl öncesine kadar yapılan bir yarışmaya gelen kısa film sayısı 50 yi zor geçiyor iken, bugün yapılan ve tanıtımı başarılı geçen bir yarışmaya 200 ile 450 arasında filmin katıldığını görüyoruz. Elbette bunun çok farklı nedenleri var. Bunları şu şekilde sıralamak da mümkün.

1- Üniversitelerde yer alan sinema bölümlerinin çoğalması. 2- Dışarıdan ders veren akademi ve atölye çalışmalarının çoğalması 3- Teşvik edici yarışma ve ödüllerin çoğalması. 4- İnternet sayesinde tüm ülke ve dünya üzerinde konu ile ilgilenen insanların birbirlerine daha çabuk ulaşarak grup çalışmaları yapmaları 5- TRT ve Kültür Bakanlığı’nın konu ile ilgili destek çalışmaları 6- Son olarak elbette, teknik ekipman konusunda eskiye oranla artan teknoloji sayesinde eksikliklerin giderilmesi.
Günümüzde özellikle youtube benzeri video paylaşım sitelerinin çoğalması ve rağbet görmesi de insanları bu alanda üretime teşvik ediyor. Bu ortamlardan birşeyler izleyen ve benzer birşeyleri ben de yapabilirim diyen herkes kameraya sarılıyor. Bu da beraberinde, diğer sanat dallarında olan klasik tartışmaları tekrar gündeme getiriyor.

HER ÇEKİLEN GÖRÜNTÜ BİR KISA FİLM MİDİR?

Bu sorunun da aslında üzerinde tam olarak fikir birliğine varılabilecek bir cevabı bulunmamaktadır. Örneğin Hollywood’a kısa film yönetmenliği ile başlayan yolculuğunun sonunda kendisine ciddi bir kariyer sağlayan ünlü yönetmen Robert Rodriguez, “Yönetmen olmak mı istiyorsunuz?” diye sorduğu soruya “Evet” cevabını veren sınıfa şunu söylüyor. “Hayır, olmak istemiyorsunuz, çünkü sizler birer yönetmensiniz. Elinizde kameranız ve anlatacak güzel bir hikayeniz varsa çalışmaya başlayın. Siz artık bir yönetmensiniz.” O konuya böyle yaklaşırken, özellikle Avrupa sinemasında bu olay çok daha ciddiye alınmakta. Kısa film ile ilgili olarak ciddi okullar ve akademiler çok seçici davranmakta ve az sayıda öğrenciyi kabul ederek bu öğrencileri, en baştan, sanat tarihinden başlayan eğitimler ile birer tarz sahibi yapmaya çabalamaktadırlar. Dolayısı ile de kısa film ile ilgilenmek isteyen ve daha başlangıç noktasında olan kimseler de bu iki görüşten birisini kendisine rehber olarak almak ve yolculuğuna o yönde devam etmek zorunda kalıyorlar.

KISA FİLMİN YOLCULUĞUNUN SONU HER ZAMAN YÖNETMENLİK MİDİR?

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de kariyer yapmış pek çok ismin sinemaya kısa film çalışmaları ile başladığını biliyoruz. Bunlardan ilk akla gelenleri Nuri Bilge Ceylan, Fatih Akın ve Oğuzhan Tercan. Son yıllarda birbirinden başarılı işlere imza atan bu yönetmenlere başkaca da isimler eklemek mümkün. Mesela “Babam ve Oğlum” filmi ile tüm dikkatleri üzerine çeken Çağan Irmak’ın “Bana Old and Wise’ı Çal” isimli kısa filmi ile yurtdışında ödül kazanarak uzun metrajlı filmlere geçiş yaptığını kısacıların çoğu bilir. Bu, şu demek de değildir. Her kısa film yönetmeni bir gün ünlü bir yönetmen olamayacaktır. Her alanda olduğu gibi bu alanda da pek çok kimse yola çıkacak ama az sayıda kimse bu zorlu yolculuğu tamamlayacaktır. Bir de unutulmaması gereken şöyle bir durum var. Yurtdışında, özellikle Avrupa ve uzakdoğuda kısa film de bir sektördür. Yani orada bu sektörde faliyet gösteren, çalışmalar yapan pek çok yönetmen halinden memnundur. Bir an evvel uzun mertaj bir film çekmek için bir şans peşinde değildir. Hatta çoğu, istese uzun metraj bir film çekebilecek imkanlara bile sahiptirler. Ama onlar özellikle kısa filmden yana tercihlerini kullanmakta ve bu alanda üretim yapmayı zevkle sürdürmektedirler. Ülkemizde, bu anlamda oluşmuş bir kısa film sektöründen bahsedemeyiz henüz. Düşünün ki bu bahsettiğimiz ülkelerde kısa filmden para kazanılabilmektedir. Değişik ülkelerde düzenlenen belirli tarihlerde değişik fuar ve festivallerde, kısa filmciler ve kısa film yapımcıları biraraya gelmekte ve yüklü miktarlarda alımlar yapılmakta, yayın hakları satımları gerçekleşmektedir. Türkiye’de “Film Marketing” anlamında en ciddi gelişme de kuşkusuz Altın Portakal Film Festivali ile aynı haftada yine Antalya’da düzenlenmeye başlayan bu etkinliktir. Fakat bu konuda da sürekliliğin sağlanıp sağlanamayacağı hala bir soru işareti olarak durmaktadır.
ÖNÜMÜZDEKİ AY: Kısa film çekmek zor mudur? Bir kısa filmin aşamaları nelerdir?

Leave a Comment


Sallama yazılar sitesi SALLAPATİ, kültür sanat edebiyat ve hatta ya da belki felsefe.